Keçiboynuzu Ağacı ve Anıt Ağaçlar
Keçiboynuzu, Akdeniz'in uzun ömürlü ağaçlarından biridir. Kalın, boğumlu gövdesi ve geniş tacıyla yaşlı bir keçiboynuzu ağacı, köy meydanlarında, eski yolların kenarında ve tarla sınırlarında kuşaklar boyunca yerinde durur. Bu ağaçların bazıları, yaşları, boyutları ve taşıdıkları kültürel anlam nedeniyle "anıt ağaç" olarak görülür; Malta'daki bir keçiboynuzu ağacının bin yaşın üzerinde olduğuna inanılması bunun en bilinen örneklerinden biridir.
Devamını OkuMalta ve Akdeniz Adalarında Keçiboynuzu Geleneği
Akdeniz adaları, keçiboynuzunun en köklü geleneklere sahip olduğu yerlerin başında gelir. Malta'da ağaç kırsal peyzajın simgesi ve dilde uzun ömrün işaretidir; Sicilya'nın güneydoğusunda keçiboynuzlu meralar kültürel peyzajın parçasıdır; Girit'te şurubu ve odunuyla gündelik hayatta yer alır; Kıbrıs'ta ise bir dönem "kara altın" olarak adanın ekonomisini taşımıştır.
Devamını OkuKeçiboynuzu ile İlgili Atasözleri, Deyimler ve Halk İnanışları
Keçiboynuzu, Akdeniz insanının gündelik hayatına yüzyıllardır eşlik eden bir ağaç olduğu için halk kültüründe de iz bırakmıştır. Türkçede adını meyvenin şeklinden alan keçiboynuzu; "iki dirhem bir çekirdek" deyimine, Kıbrıs Türk ağzında yaşayan harnup deyimlerine ve bilmecelere, Lokman Hekim'e bağlanan bir söylenceye, halk hekimliğindeki inanışlara ve hasat şenliklerine konu olmuştur.
Devamını OkuSavaş ve Kıtlık Yıllarında Keçiboynuzu
Keçiboynuzu, Akdeniz havzasında yüzyıllar boyunca hem hayvan yemi hem de zor zamanlarda insanların başvurduğu bir besin olmuştur. Kurak yıllarda bile meyve verebilen, kurutulduğunda uzun süre saklanabilen ve doğal olarak tatlı olan bu meyve; İspanya İç Savaşı ve sonrasındaki açlık yıllarında, İkinci Dünya Savaşı sırasında kuşatma altındaki Malta'da ve Akdeniz'in pek çok kırsal bölgesinde hayatta kalmanın araçlarından biri hâline gelmiştir.
Devamını OkuKutsal Kitaplarda ve Dini Geleneklerde Keçiboynuzu
Keçiboynuzu, Doğu Akdeniz'in gündelik hayatında o kadar yaygındı ki dini metinlere ve geleneklere de girmiştir. Yeni Ahit'teki Müsrif Oğul meselinde domuzların yediği baklalar genellikle keçiboynuzu olarak yorumlanır; İngilizcedeki "St. John's bread" adı ise Vaftizci Yahya'ya dayanan bir yorum geleneğinden gelir.
Devamını OkuAntik Mısır ve Yunan'da Keçiboynuzu
Keçiboynuzu, antik Doğu Akdeniz'in iki büyük kültüründe, Mısır ve Yunan dünyasında farklı biçimlerde iz bırakmıştır. Mısırlılar "tatlı" kavramını yazarken keçiboynuzu baklası biçimindeki bir işareti kullanmış; Yunanlar ise ağacın baklasını boynuza benzeterek ona bugünkü bilimsel adın da temelini oluşturan ismi vermiştir.
Devamını OkuKeçiboynuzu Adının Kökeni ve Farklı Dillerdeki İsimleri
Keçiboynuzu, Akdeniz havzasında binlerce yıldır tanınan bir ağaç olduğu için her dilde ve hatta aynı ülkenin farklı bölgelerinde değişik adlarla anılır. Türkçede "keçiboynuzu" ve "harnup", İngilizcede "carob", İspanyolcada "algarroba", Katalancada "garrofa", İtalyancada "carruba" denir. Bu adların büyük bölümü Arapça "kharrūb" sözcüğüne uzanır. Bilimsel ad Ceratonia siliqua ise Yunanca "boynuz" ve Latince "bakla" anlamındaki kelimelerden türetilmiştir.
Devamını OkuKarat Ölçüsü ve Keçiboynuzu Çekirdeği: Efsane mi Gerçek mi?
"Keçiboynuzu çekirdeklerinin hepsi aynı ağırlıktadır; bu yüzden kuyumcular onları tartı olarak kullanmış ve karat ölçüsü buradan doğmuştur" cümlesi, internette en çok tekrarlanan keçiboynuzu bilgilerinden biridir. Bu cümlenin bir kısmı doğru, bir kısmı ise efsanedir.
Devamını OkuOsmanlı'da Keçiboynuzu ve Pekmez Kültürü
Keçiboynuzu, Osmanlı Devleti'nin uzun süre hüküm sürdüğü Akdeniz kıyılarının hemen tamamında yetişen bir ağaçtır. Anadolu'nun güney kıyıları, Kıbrıs, Girit, Levant ve Mısır gibi bölgelerde keçiboynuzu meyvesi hayvan yemi, tatlandırıcı, içecek ve ticaret malı olarak değerlendirilmiş; bu bölgelerin pek çoğunda bugün hâlâ yaşayan keçiboynuzu pekmezi ve şerbeti gelenekleri oluşmuştur.
Devamını OkuKeçiboynuzunun Tarihi
Keçiboynuzu (Ceratonia siliqua), Akdeniz havzasının en eski kültür ağaçlarından biridir. Antik Mısır yazısında "tatlı" anlamına gelen bir işarete dönüşmüş, Yunan ve Roma dünyasında hem besin hem de ağırlık birimi olarak yer edinmiş, Orta Çağ'da Arap ve Endülüs tarım yazarlarının ilgisiyle yaygınlaşmıştır.
Devamını Oku